basından
Untitled Document

"bir'den bire" doğdu!
01.09.2002
Önem Günal
Zipİstanbul

Radyocu, reklamcı Rana Pirinçcioğlu; piyanist, besteci Anjelika Akbar; türkücü Zara; eski voleybolcu Deniz Karamehmet ve turizmci Oya Temelli bir araya gelip içinde tasavvuf felsefesinin izlerini taşıyan bir albüm hazırladılar. "bir'den Bir'e" hayatın sadece eğlence olmadığını hatırlatan farklı bir çalışma.
Beş kadın bir araya gelip birbirlerine "Ben kimim?" diye sorarlar mı? Hadi şöyle içsel bir yolculuğa çıkalım, bakalım derinlerde neler gizli... İnsanın kendini, hayatı sorgulamaya başladığı anda, içinde büyük bir keşif yolculuğuna çıkmasının da ilk adımı atılıyor. Radyocu, reklamcı Rana Pirinçcioğlu; piyanist, besteci Anjelika Akbar; türkücü Zara; eski voleybolcu Deniz Karamehmet ve turizmci Oya Temelli bir araya gelip içinde tasavvuf felsefesinin izlerini taşıyan bir albüm hazırladılar. "bir'den Bir'e" adıyla piyasaya çıkan bu albüm hayatın sadece eğlence olmadığını hatırlatan farklı bir çalışma.
"Dinleyeceklerinizde birimizin değil, hepimizin hikayesinden alıntılar var. Çocukluğundan beri insan öyle şeyler biriktiriyor ki içinde, bu yolculukta ancak kendinle yüzleşmeye, gönül sesini dinlemeye cesaret edebilen kişi bambaşka bir farkındalık boyutuna ulaşıyor..." Anjelika Akbar ve Rana Pirinçcioğlu ortak çalışmalarının ürününü bu sözlerle anlatıyor. Albümde üç şarkıya vokal yapan Zara ekibin "Gönül Sesi" oluvermiş. "İnsanın içinde çok yayın yapılıyor, çok frekans bulunuyor, bir de 'gönül sesi' dediğimiz bir ses var. Bir arkadaşımız bir psikolog arkadaşımıza demişti ki: 'Ben çok kendi kendime konuşuyorum'. Psikolog olan da 'Çok iyi. Ama cevap vermeye başlarsan, psikoloğa gitmen gerekebilir' dedi. Bir de beni bilse, cevap vermek de ne, benim içimde açık oturumlar oluyor! Kıyamet kopuyor içimde! Ama bütün bu karambolün içinde oradan bir tane ses yükseliyor ki; işte o 'gönül sesi'. " Böyle tanımlıyor Rana Pirinçcioğlu Zara'nın gönül sesi hadisesini. Bu beş kadının müziği, "bir'den Bir'e" ile çıktıkları yolculuğu toplumla paylaşmak için bir davet niteliğinde adeta.
"Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir. CD'nin yapılmasının, yaşadıklarımızın, hepsinin bir anlamı olduğuna inanıyorum. Önemli olan farkında olabilmek. Bu farkındalık durumu insanın hayatından bir yandan çok şey götürüyor, diğer bir yanda da kazandırıyor aslında. Acılar insanı büyütüyor. Ancak her şeyi dönüp analiz edebiliyorsan, hazmedebiliyorsan, sonra da bırakıp devam edebiliyorsan o zaman daha iyi ilerliyorsun" diye ekliyor Pirinçcioğlu.
Peki bu farkındalık durumu zaman zaman insanın canın sıkmaz mı? Hayatta her zaman uygun insanlarla karşı karşıya gelmezsin ki. Özellikle kadın-erkek denklemi söz konusu olunca... Bunun üstüne Rana şöyle devam ediyor; "Bilemiyorum. Bu onların problemi. Kadınlar ve erkekler çok kolay arkadaşlık kuramıyor. Nedense işin işine başka şeyler giriyor. Galiba erkeklere biraz haksızlık ediliyor. İki cins arasında bir uçurum yaratılmış. Ve gittikçe de bu uçurum daha çok açılıyor. Genelleme yapılmasından hiç hoşlanmıyorum. Çünkü kendimi hiçbir gruba ait hissetmiyorum."
CD'nin içeriğindeki konular çok sade bir dille anlatılmış. Hatta bazı gazetelerde bu eleştirildi de. İnsanlar satır aralarındaki mesajları daha çok tercih ediyorlar galiba...
"Sade olmasını özellikle tercih ettik. Çünkü lafı dolandırmanın ne anlamı var? Sonuçta aynı şeyi söylemiyor muyuz? Üstelik öyle yapınca kaç kişi anlıyor zannediyorsunuz? Biz bunu sanatsal yapıt ortaya koyalım diye yapmadık. Bu bir paylaşım, bir açılım... Dolayısıyla satır aralarında bir şeyi anlatmak istemedik. Ne kadar yalın olursa hayat o kadar keyifli geçiyor. Hayatla aşk yaşamak gibi bir şey bu. Bu sadece bir erkekle yaşanan duygu değil bana göre. Kuşlara da, sokaktaki köpeklere de, yani her şeye aşık olabilirim. Ama benim en büyük aşkım çocuklarım" diyen Pirinçcioğlu, insanların buluştuğu asgari ortak duyguları bu yapıtta yakaladıklarına inanıyor. "bir'den Bir'e"nin müziklerinin alt yapısında ağırlıklı olarak kullanılan enstrüman piyano. Piyanonun sınırlarını zorlayan çalışmalarıyla tanınan Akbar bu çalışma için piyanoyu kullanabileceği en yumuşak, en mistik tınılarla çalmış. "Bizim hedefimiz tamamıyla yalın bir şekilde sevgiyi, duyguyu anlatmaktı. Bu nedenle müzikleri mümkün olduğu kadar yalın tuttuk. Karmaşık bestelerden uzak durduk. Doğaçlama olarak eserin sadeliğine uygun müzikler yaptık" diye ekliyor.
"Çok güzel hayaller bunlar, keşke gerçek olsa... Çünkü ne kadar çok kişiye ulaşırsa o kadar keyif verici bizim için. Ama bu albüm zamansız bir proje. İçinde anlatılanlar binlerce yıllardır insanlık tarihinin konuştuğu mevzular. Yeni bir şey söylemedik aslında. Sadece insanların kendilerine söylemeyi ihmal ettiği soruları, durumları hatırlattık" diyor Pirinçcioğlu. Beş kadının birleştiği noktalardan biri de bu çalışmanın mümkünse yalnız ve sessiz bir ortamda dinlenmesi. Tamamen kendine yoğunlaşıp bir nevi meditasyon yaparak arayışın sürdürülmesi.
"bir'den Bir'e" Tasavvuf felsefesine çok yakın bir albüm. Bunu özellikle mi tercih ettiniz, diye sorunca Pirinçcioğlu şöyle yanıtlıyor: "Dünya üzerindeki felsefi yaklaşımları gözden geçirirsek tasavvufa daha yakın diyebiliriz tabii. Tasavvuf da bizim topraklarımızdan çıkan bir felsefe, ona daha yakın olmamız daha doğal tabii bu durumda. Zara geçenlerde çok güzel laf etti: 'Kültürünü bilmeyenin coğrafyasını başkası çizermiş.' Bu çok doğru ve güzel bir laf. Dışarıya özenmek insana hüsran getirir."

Yaşama sevincinden şefkate, arayışa kadar pek çok farklı konu yaşamın içinden kesitlerle yalın bir dille dinleyiciye aktarılıyor bu albümde. Rana Pirinçcioğlu'nun sesinde hayat bulan metinler hayatı sorguluyor ve "Ben kimim?" sorusunun cevabı aranıyor. Siz de kendinize bir kez bu soruyu sorun, saçınızın renginden, boyunuzdan, ayak numaranızdan, yaşınızdan, mesleğinizden daha ötede ne gibi cevaplarla karşılaşacaksınız bakalım... (Meraklısı için: Kısa bir süre önce bu albüm içindeki en güzel parçalardan olan Turkish Mix'in remix versiyonu çıktı. Miracle Wokz Production'dan Murat Uncuoğlu ve Aytek Kurt tarafından hazırlanan remixler dans müziğini sevenler için ideal bir single.)