basından

Sakın arkana bakma!
02.06.2002
Hızır Türel
Radikal

Rana Pirinççioğlu, Deniz Karamehmet ve Anjelika Akbar (soldan sağa)... Birbirinden güleryüzlü, pozitif enerjiler yayan bu hanımların geçmişte yaşadıklarına insan inanamıyor. Ama onlar geçmişe yapışıp kalmamayı tercih etmiş. Hepsi de zamanında büyük dramlar yaşamış olan beş başarılı kadının birlikte çıkardığı 'bir'den Bir'e' isimli CD büyük ilgi gördü. Konu, her şeye karşın sevgi

İSTANBUL - Toplum olarak geleneklerimize, göreneklerimize hayli bağlıyızdır ve bununla daima gurur duyarız. Geleneklerimiz arasında, geçmişe sıkı sıkı bağlanmak, özellikle yaşadığımız kötü olayları hiç unutmamak, onun üzüntüsünü ve yıpratıcılığını uzun yıllar yaşamak, gizli gönül yaralarımızı bir ömür boyu kaşımak da vardır.

Tabii bunun tam tersini yapıp, bu geleneklere karşı çıkanlar da var. Ben geçenlerde böyle üç kişiyle tanıştım. Geçmişlerinde hiç de sevimli anıları olamayan bu hanımlar, oturup, 'bir'den Bir'e' isimli bir CD çalışması yapmışlar.

Üçlünün üyesi Deniz Karamehmet, Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi voleybolculardan biri. Boğaziçi Üniversitesi'nde psikoloji, Amerika'da işletme eğitimi almış, 'Voleybol Federasyonu Asbaşkanlığı' yapmıştı.

Lakin ithalat, ihracat işlerinde de çok başarılı olan Karamehmet'in geçmişinde yaşadığı dramlar, filmlere konu olabilecek türden.

Karamehmet spor ve eğitim alanında en parlak dönemini yaşarken babası, bir cinayet vakasıyla suçlanmıştı. Vaktiyle ortalığı bir hayli karıştıran bu davadan sonra baba suçsuz bulunmuş, serbest bırakılmıştı. Genç kız bunun yarattığı pskolojiden kurtulayım derken, fena bir hastalığın pençesine düşmüştü:
"Yaşadığım olumsuzluklar salt babamla ilgili değil. Her şeyi ona bağlamak mümkün değil. Bazı şeyler yaşanmış olması gerektiği için yaşandı. Yaşanmışlıkların bilgeliğini günümüze ve anımıza getirdiğimiz zaman, daha aydınlık biçimde ilerleyebiliyoruz. Bize gerekli olan, yaşanmışlıkların getirdiği destek, bilgi ve bilgelik, anını yaşama özgürlüğü. Sonra ben 21 yaşında ağır bir kanser geçirdim. Bu hastalığı geçirdiğimde yeni doğum yapmıştım. 'Neden ben?' sorusunu ilk o zaman sormuştum. O çocuğa kendi içimde duyduğum sevgi ve aşkla birlikte kendi kendimi tedavi ettim."

Hayat bir romandır
Geçmişin üzerine pembe bir boya sürmek değil onlarınki, geçmişten ders alabilmek. İşte Rana Pirinçcioğlu da aynen bunu yapmış. Bir süre gazetecilik yapan Pirinçcioğlu, Londra'da sanat tarihi okumuş, sonra CNN'de de çalışmış. Şimdi de, Power FM'de radyo programcılığı yapıyor. Onun da işleri tam yolundayken beklenmedik acı bir olay yaşamış. Babası bir cinayete kurban gitmiş. Rana hanım, af çıkınca büyük bir hukuk savaşı başlatmış ama katilin serbest kalmasına engel olamamış:

"Biz şunu savunuyoruz. Her hayat bir romandır. Başımızdan birtakım hadiseler geçiyor. Mühim olan bu hadiselerden bir şeyler öğrenebilip, biraz daha hayatın farkında olabilmek. Çünkü hiçbir şey boşu boşuna olmuyor. Bir bizim elimizde olmayan bir senaryo var. Bir de bizim kendi günlük senaryomuz."

Kompozitör-Piyanist Anjelika Akbar ise Özbek kökenli. 1993 yılında Türk vatandaşlığına geçmiş. Bir müzik dehası, ilk bestesini 5 yaşında yapmış. Bu müzikle yaşayan kadın, yanlış bir evliliğin kurbanı olmuş. Kocası müziği yani hayatı yasaklamış ona. Öyle ki:

'Evden bile çıkamıyordum, sekiz yıl hapis hayatı yaşadım. İnsanın hayatı birtakım olaylardan oluşuyor. Her olumsuz olay bile ileriye doğru bir adım oluyor. İnsanlar kendilerini çok kurcalamak istemiyor.

İstemedikleri için bu davet onlara biraz zor gelebilir. Benim başıma gelenler kimsenin başına gelmez diyerek hayattan kendinizi soyutluyorsunuz. Halbuki bir bütünüz ve herkesin başına her şey gelebiliyor.

Bu arada CD'ye şiirleriyle ve teknik alandaki çalışmalarıyla ortak olan biri daha var. Oya Temelli de, hayattaki en yakını olan ablasını genç yaşta yitirmiş. Zara da keza. Daha ilk CD'si çıkarken çok tehlikeli bir beyin ameliyatı geçirmiş. Bu beş kadının kaderleri birleşmiş yani...