İki piyanist iki tutum
16.12.2007
Yeni Asır Gazetesi
Türkiye, klasik batı müziğinde dünya skalasında yeri olan iki sanatçıya sahip. Birisi,
şüphesiz Fazıl Say, diğeri ise Anjelika Akbar. Pekinel kardeşleri ise geçiyorum;
sınırlı yetenektiler, bitmişlerdir.
Önce Anjelika Akbar'dan söz etmek istiyorum: Hayatımda mutluluk duyduğum şeylerden
bir tanesi Anjelika Akbar çapında bir büyük sanatçının Türkiye'de müzik hayatını
sürdürmesine mütevazı bir katkımın olmasıdır. Onu tanıdığım ilk gün deha çapında
bir sanatçıyla karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Piyanonun başına geçtiği vakit
dev bir okyanus dalgasına dönüşen, coşan, çağlayan; sihirli elleriyle zihinlerimize
notalarla renklendirilmiş resimler çizen bir sanatçı oluyordu Anjelika. Son tuşu
vurduktan sonra ise ürkek, ne yapacağını bilmeyen bir ceylana dönüşüyordu. Sonra,
yol haritasını çizdi ve yoluna devam etti. Çok başarılı eserler yazdı. Bana göre
50-100 sene sonra, bugün Wagner, Mozart nasıl dinleniyorsa eminim ki Anjelika'da
öyle dinlenecektir.
Dünyada Vivaldi'nin Dört Mevsim keman konçertosunu piyanoya aktaran tek sanatçıdır.
Bu eser Sony Classical Katoloğu'na giren tek Türk sanatçısı yapıtıdır. Yazdığı eserlerin
her birinde bu toprağın mistik zenginliğinden izler bulabilirsiniz... Her eseriyle
Türk kültürüne kalıcı evrensel bir miras bırakmıştır. Bu topraklara başka diyarlardan
gelmiş olmasına rağmen Yunus'u, Mevlana'yı, Türk tasavvufunu onun kadar derin anlamış
çok az sanatçı vardır. Ve Anjelika gerçek bir sanatçı olduğu için hiçbir zaman gurur,
kibir yapmadı. Siyasetle meşgul olmadı. Özel reklam yapmadı, zorlama piar işlerine
girmedi. Toplumu bölen meselelerde taraf olmadı. Ama buna karşılık insanlığı inciten
tüm konularda duyarlılığını kendine özgü zarafetiyle gösterdi.
Fazıl Say'a gelince. Hiç kimse fazıl Say'ın sıradan bir sanatçı olduğunu söyleyemez.
Büyük yetenektir. Amerika'da yaşadığım yıllarda New York şehrinde Türkiye'ye ait
sadece iki şeye rastlıyordum çarşıda pazarda. Birisi Malatya kayısısı, diğeri de
Fazıl Say'ın albümleri. Fakat bu büyük piyano virtüözüne son dönemlerde bir haller
oldu. Önce ailesini dağıttı. Sonra kibirli bir tip çıktı ortaya. Gittiği her yerde
olay çıkaran, agresif bir tip. Bir tür ego şişmesi. Oysa bu çapta, bu yetenekte
ve bu düzeyde kabul görmüş bir sanatçının toplum önündeki davranışlarına biraz daha
dikkat etmesi gerekmez mi? Şimdi ülkeyi terk etmeyi düşünüyormuş, çünkü "bakan
eşlerinin hepsinin başı örtülüymüş. Onlar yüzde otuz, diğerleri yüzde yetmiş"miş.
Oldu mu şimdi... Hayır, bu kadar şımarıklığı kim olursa olsun kabul edemeyiz. Bir
sanatçı ülkesini tefrik etmez, bölmez; birleştirir. Üretememenin ve sanatsal kabızlığın
yarattığı gerilimi siyasi meseleleri tahrik ederek deşarj etmeye hakkı yok Fazıl
Say'ın.
Şimdi, iki sanatçı arasındaki farkı bir kez daha düşünelim.