basından
İçimizdeki uzaylılar(!)
12.07.2009

Geçtiğimiz gülerde Haktan Akdoğan'ın sürüklediği UFO dolu gece ve günlerin ardından, şimdi de aramızda dolanan kendini insan sanan(!) uzaylılar gündemde.

Aslında olay çok trajik…

Önce Sunay Akın gündeme taşıdı… Ve son olarak da Can Dündar konuyu köşesinde işledi.

Kazak asıllı müzik insanı Anjelika Akbar'ın, babası Stanislav Timchenko ile ilgili yaptığı açıklamaların, malum medya tarafından “işine geldiği gibi” yorumlanması nedeniyle ilginç bir kaos yaşandı.

Olayı çok fazla bırkalamaya gerek yok. İki üstat konuyu layıkıyla değerlendirdi zaten.

Amma ve lakin Anjelika Akbar'ın babası Stanislav Timchenko, Rusya'da ilk astronot Yuri Gagarin'i uzaya taşıyan gemiyi tasarlayan Korolyov'un müzesini kurduğunu, yıllarca yöneten değerli bir felsefe profesörü olduğunu ben de anımsatmak isterim.

Ve, “uzaylı babam” polemiğiyle gündeme gelen Anjelika Akbar'ı farklı bir açıdan değerlendirmek istiyorum.

Doğup büyüdüğü Kazakistan'ı bırakarak ülkemizi yaşam alanı seçip, yeni vatan belleyen bu güzel ve bir o kadar da muhteşem yeteneğin gerçekten, hak ettiği ilgiyi göremediğini düşünüyorum.

“Bu ülkede kim hak ettiği ilgiyi ve sevgiyi bulabiliyor ki?” dediğinizi duyar gibiyim…

Haklısınız…

Çok garip değerleri ve beğenileri olan, tutarsız bir toplumda yaşıyoruz.

Siyasetinden, medyasına, sanat ortamından, spor dünyasına, sokaktaki sıradan insanına kadar ne sevmeyi biliyoruz, ne de hak edene layık olduğu değeri verebiliyoruz…

İvedilikle bu haldeyiz(!)

Akbar da yuva bellediği bu kültüre, ne kadar adapte oldu bilinmez ama son dönemlerde yaşadıklarıyla, bulunduğumuz boyutu derinlemesine sorguladığını düşünüyorum!

Empati yapmayı pek severim. Ben olsam, şöyle düşünürdüm:

-Ne işim var burada?

-Derin bir kültürden sonra böylesi bir sığlık, sanatıma ne katar, ne söküp alır?

-Bu mudur bana reva görülen?

***

Anjelika Akbar ne düşünüyor, bilemem ama 2 yıl geçirdiğim İsveç'te bulunduğum sırada Gölge Adamlar adlı deneysel belgeselimi hazırlarken bu duyguların benzerlerini hissettiğimi söyleyebilirim.

Eğer yeni bir ülkeye, başka bir kültüre “entegre” olmaya çalışıyorsanız, sistemin size sindirmekte, sizin de o sisteme uyum sağlamakta zorluk çektiğinizi anlamakta gecikmezsiniz.

Ait değilsinizdir…

Yabancısınızdır...

Adınızdan, ten renginizden, diliniz ve dininizden hemen soyutlanır, ikinci hatta üçüncü sınıf insan muamelesi görmeye başlarsınız.

Ne yaparsanız yapın, çoğunluktan değilsinizdir.

Özellikle Avrupa ülkelerindeyse bu yeni yurt arayışınız, vay halinize…

Ne kadar iyi bir sporcu, ne kadar yetenekli bir aktör/aktris, doktor ya da müzisyen olursanız olun, özünüzdeki insanlığınıza kimse bakmaz. Hasta ve yaşlılarına göz kulak olacak, yollarını temizleyecek, pizzalarını pişirecek, kebaplarını hazırlayacak “çağdaş köleler”dir aslında onların ihtiyacı olan.

Çöp temizleyen balkanlardan göç etmiş çok mühendis gördüm İsveç'te, hasta ve yaşlılara bakan Rus göçmen müzisyen, doktorluğunu kabul ettiremeyen Ortadoğulu, Afrikalı mültecileri anımsatmaya gerek bile yok!

***

Bizde ise durum biraz daha farklı ve daha trajik... Zira Anjelika Akbar gibi değerli sanatçıların maruz kaldıkları muamele, Akbar'ın dışarıdan gelmiş olmasından değildir. Zira bu ülkede doğmuş, yetişmiş, kendini dünyaya kabul ettirmiş başka isimler de benzer muameleye maruz kalmadılar mı defalarca?

“Sorun yoz kültürden, sistemsizlikten kaynaklanıyor” demek inanın abartı olmaz.
Bakınız meclise, bakınız sokağa…
Arada bir fark göremiyorsanız, demek siz de uzaylısınız(!)