‘Kelam gücü benim için önemli’
18.07.2008
BURCU AKTAŞ
Anjelika Akbar: ‘Karanlık ve aydınlığı çarpıştırmak istemedim. Hep aydınlığı görsün istedim çocuklar. Zaten çarpışmalar her yerde var. Çocuklara iyi şeyler anlatmak lazım ki karanlıkla savaşmak zorunda kaldıklarında güçlü olsunlar’

Besteci ve piyano virtüözü olarak tanıdığımız Anjelika Akbar bu kez bir kitapla karşımızda. Ama işin içinde müzik yok değil. Çünkü Akbar kitabı için bir de beste yapmış.
Hatta kitabının içindeki hikâyelerden birini de müziğe ayırmış. Uzaylı Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri, iki metre boyunda, mavi gözlü, konuşan ve uçabilen uzaylı köpek Baaşa’yı anlatıyor. Akbar’ın on yedi yıl önce yazdığı kitap geçen yıl Rusça yayımlandıktan sonra şimdi Türkçede. Anjelika Akbar ile Baaşa’yı yaratış sürecini konuştuk.
Baaşa’yı yaratmanıza sebep olan hikâyeden başlayalım mı?
Baaşa bir rüyayla geldi aslında. On yedi yıl önce Hindistan’da ilk oğlum Yürek’e hamileyken uyuklamıştım. Rüyamda kocaman, mavi gözlü, konuşan ve uçabilen beyaz bir köpek görmüştüm. Bu köpeğin adı Baaşa’ydı, adıyla birlikte gelmişti. Sanki gerçekti. Bu rüyadan topladığım bilgi ve ilhamla on iki günde on iki hikâye yazdım Baaşa’yla ilgili.
Rüyalar sizi çok etkiliyor o halde...
Rüya mevzusu benim hayatımda çok sık tekrarlanan bir şey aslında. Birçok bestemi, fikri hatta çıkarmış olduğum CD’lerin kapaklarını bile rüyamda gördüm. O yüzden yanımda kalem kâğıt bulundururum. Uyanır uyanmaz not alırım. Bu bana özgü bir şey değil. Tarihte birçok besteci bestelerini bu yolla yapmış hatta bazı bilim adamları önemli çalışmalarının temellerini uykusunda atmış.
Peki Baaşa’yı gördükten sonra neden onunla ilgili bir beste yapmadınız da bir kitap yazdınız?
Bu bir müzik değildi çünkü, anlatımdı. Hikâyeleri vardı Baaşa’nın. Müzikle anlatsaydım çok soyut kalırdı. Burada söz gerekiyordu.
Baaşa’yı rüyanızda görene kadar bir çocuk kitabı yazma fikriniz var mıydı?
Çocuk kitabı yazmak aklımda yoktu. Ama edebiyata her zaman ilgim vardı. Şiir yazıyorum ben. Şiir yazmak felsefe dışında ikinci uğraşım. Rusya’da yayımlanmış şiir kitabım da var. Ben hep yazıyordum. Sürekli olarak yazdığım felsefi yazılar var. Kendimi bir edebiyatçı olarak görmüyorum tabii ki. Yazı, benim ifade dillerimden bir tanesi. Ama çocuk hikâyesi yazmak aklımda yoktu. Uzaylı Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri düşünülmüş bir şey değildi. Hesapsız gelişti.
Kendinizi müzik ve yazıyla anlatmak arasında nasıl bir fark var?
Müzik daha soyut, yazı daha somut. Söz ve kelam gücü benim için çok önemli. Bir kelime bile insanın hayatını değiştirebilir. Kısa ve öz söylemeyi seviyorum. Aslında da müzikte de bunu seviyorum. Kısa bir yapıtın içinde birçok şey söylemeyi seviyorum. O eseri onuncu ya da yirmici kez dinledikten sonra mesajları alabileceksiniz belki. Bunu müzik alanında seviyorum, yazıya da yansıyor. Biliyorsunuz bir sanat dalıyla uğraşan insan hiçbir zaman orada kalamıyor, fışkırıyor başka alanlara da. Okul dönemlerimde oyun yazardım, müziğini yapardım, oynardım da. Birleşik sanat benim her zaman ilgimi çekiyordu. Çocukların da anlamasını ve bilmesini isterim. Ayrı bir şey yok. Resim, görsel sanatlar, müzik, dans hepsi birdir ve bir ifadedir. Yeteneğimize göre ifade biçimleri değişir sadece. Biri evreni şiir olarak algılar, biri müzik, diğeri resim ya da heykel olarak. Çocukların “Hem piyano çalabiliyor hem kitap yazabiliyor” demeleri için küçük yaşta böyle bir örnek görmeleri de önemli.
Uzaylı Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri’ni yayımlama noktasına nasıl geldiniz peki?
Fransa’da bir yayımcıyla tanıştım tesadüfen. Ailem dışında ilk defa birine kitaptan bahsetmiş oldum böylece. Moskova’ya döndüğünde hikâyeleri ona yollamamı rica etti. Gönderdiğim gün hemen bana geri döndü. Kendisinin, eşinin, çocuklarının, anne ve babasının yani üç nesilin kitabı severek okuduğunu söyledi. Böylelikle Rusça yayımlandı kitabım.
Rus çocuklar nasıl karşıladı Uzaylı Baaşa’yı?
Rusya’da uzay kavramı herkesin alışık olduğu bir kavram. Rusya’da on çocuktan sekizi astronot olmak ister. Türkiye’de böyle değil, uzay kavramı daha uzak Türk çocuklarına. Rusya’da ufolar, uzay, uzaylılar alışılmış konular. Dolayısıyla çok iyi karşılandı Baaşa ve kendi çevrelerindenmiş gibi hissettiler.
Baaşa’nın anlattıklarından bahsedelim mi biraz..
Baaşa’nın anlattıkları çocukların kalplerinde taşıdıkları ve özledikleri şeyler. Çocuklar hayata gözlerini açar açmaz şiddet görüyorlar. Halbuki kalplerinde şiddet yok. Onlar saf. Bu kitapta o saflık var. Uzaylı Köpek Baaşa’nın Hikâyeleri sadece bir çocuk kitabı değil. Bu, aslında Küçük Prens gibi bir kitap. Sadece küçüklere değil büyüklere de önemli mesajlar veriyor. Hayat için önemli olan kavramlar var bu kitapta. Önyargısız olmak, ayırt etmeden sevmek... Müziğin her yerde olması, dostluk... Baaşa güneşi anlatıyor örneğin, aslında ruhsal güneşten bahsediyor. Hepimizi aydınlatan evreni yaratan güçten bahsediyor. Ona ne isim veriyorsanız verin.
Kitapta, karanlık ve aydınlığı çarpıştırmak istemedim. Hep aydınlığı görsün istedim çocuklar. Zaten çarpışmalar her yerde var. Çocuklara iyi şeyler anlatmak lazım ki karanlıkla savaşmak zorunda kaldıklarında güçlü olsunlar.
Hikâyelerde bol bol soru işareti kullanmışsınız. Neden bu kadar çok?
Bunun altında teşvik edici olmak yatıyor. ‘Siz de gördünüz mü, siz de denediniz mi’ demek istiyorum aslında onlara. Bunun çocukların hayal dünyasını geliştireceğini düşünüyorum.
UZAYLI KÖPEK BAAŞA’NIN HİKÂYELERİ
Anjelika Akbar
Resimleyen:
Şahin Erkoçak
Mandolin Yayınları
2008, 32 sayfa, 12.5 YTL.