Anjelika Akbar, zorluklara karşı ayakta kalmanın temelinde sevgi temasının olduğuna inanıyor
Mart 2008
Berrin KARAKAŞ
Tempo Dergisi
Anjelika Akbar, 1 Aralık'ta Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda, ilk kez kendi bestelediği üç bölümlük piyano konçertosu 'Sevgi Çemberi' ile Piyano Festivali'nin açılışını yapıyor. Bu durumda Akbar'ın sevgi çemberindeyiz...
Anjelika Akbar, Cemal Reşit Rey'de prömiyerini yapacağı piyano konçertosunu anlatırken, kelimeleri yeterli bulmuyor ve "Bana bir kâğıt verin" diyor. Elinde bir peçete parçası, peçeteyi kıvırıp sonsuz işareti yapıyor, spiraller yapıyor, çember yapıyor... İşin içinden çıkılmaz mı, çıkılır...
- Dilerseniz 'Circle of Love'dan (Sevgi Çemberi) başlayalım.
Normalde piyano konçertolarına isim konmaz. Numaralar vardır ama burada bir isim var ve bu da bir yenilik. Üç bölümün de ismi var. Çember, Möbiüs Şeridi ve Spiral.
- Möbiüs Şeridi şu sonsuzluk işareti değil mi, biraz açsak mı acaba?
Möbiüs adındaki bilim adamının çıkardığı bir model, kavram. Yani dış ve iç bir araya geliyor. İlk konçerto çember; düz bir döngü. Geometrik olarak bakarsanız ikincisi de Möbiüs Şeridi; düz döngü gibi görünen ama sonsuzluğa doğru açılan bir şey. Burada karşıtların birliği var. Biz normalde dünyada; iyi-kötü, tatlı-acı, gece-gündüz diye görüyoruz her şeyi. Oysa fizikte bambaşka kurallar ortaya çıkıyor. Möbiüs Şeridi bana karşıtlar birliğini ve umudu veriyor. Acılar elbette yaşanabilir ama gülebiliriz de. Acıların iyi ve aydınlık tarafı da var.
- Üçüncü bölüm Spiral'de neler oluyor peki?
Spiral zaten sonsuzluğa götüren bir yol. Sevgi gibi; sevgi de sonsuz. Dolayısıyla bu konçerto, aslında yine hayat döngüsünü anlatıyor. Bu hayat da sevgi üzerine kurulmuş. Özelliklerinden ve yeniliklerinden bir tanesi de, hiçbir zaman piyano konçertosu veya bir başka konçertoda vokal kullanılmadı. Ben bu konçertoda insan sesini de kullanıyorum.
- Sözlü bir vokal mi?
Hayır. Meditasyon gibi. O ses yetiyor zaten, orada her şeyi anlatıyor.
- Anlattıklarınıza bakılırsa, konçerto yazmak hususunda bayağı bir devrim yapmışınız.
Herhalde, ama aslında her zaman olduğu gibi, böyle bir amacım yoktu. Sadece yaptım ve bir baktım ki başka da örneği yokmuş.
- Klasik müzik otoriteleri, "Olmaz böyle şey" derler mi acaba?
Her yenilikte olduğu gibi, burada da eleştiriler olabilir, ama o kadar önemli değil; çünkü ben her bestelediğim notanın arkasındayım. Konçerto büyük bir sevinç ve büyük bir trajedi içeriyor.
- Ne tür sevinç ve trajediler. Bu konçertoyu yazarken neler yaşadınız örneğin?
Çok özel bir şey yok. Hayatın ta kendisi var. Çok çeşitli duygular var. Sadece komedi yok. Onun dışında her şey var. Kahramanlık duygusu da var ilk bölümde mesela. İkinci tema inanılmaz romantik ve daha bir yenilikçi. Üç bölümde de o bölümlere özgü melodiler var ve yine klasik müzikte bir ilk olarak, bu melodiler bir sonraki bölüme sıçrıyor. İnanılmaz romantik; sevgiyle başlıyor ve sonunda yine ona dönüyor. Böylece müzikal anlamda da o çemberi kapatmış oluyorum. Baştaki melodi sonda da kendisini gösteriyor.
- Kahramanlık deyince, eskiden klasik müzikte kahramanlık daha önemli bir temaymış.
Aslında asıl kahramanlık bu yüzyılda gerekli. Çünkü asıl kahramanlık rutinin içinde gerekiyor. Savaş olduğu zaman kahraman olmak tabii ki çok önemli ama belki de daha kolay. O rutin, insanı o kadar çok yiyor ki, küçük küçük şeyler seni hayatının amaçlarından uzaklaştırıyor. Bu amaç her şey olabilir; çocuğun, sanatın... Bu anlamda da o rutinin içinde amacını gerçekleştirmeye çalışmak bir kahramanlık. Bu yüzden kahramanlık teması daima çok önemli.
- Bu durumda size de bir kahraman diyebiliriz öyleyse.
Neden olmasın. Çünkü gerçekten zor. Kahraman demeyeyim kendime ama bu hayat kahramanlık istiyor. Ve ben kahramanlık yapmaya çalışıyorum. Düşünün, bir oğlum var, eşim yok, ilgilenmem gereken bir evim var. Hiçbir desteğim yok ve ayakta durup sanatımı icra etmeye çalıyorum. Bunları da yılmadan, sevgiyle yapıyorum. Kısaca; yılmadım hayattayım.
- Siz sürekli bu sevgi teması üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Öyleyse size, "Bir sevgi insanı Anjelika Akbar" diyebiliriz. Ne dersiniz?
Ben bu temayı her zaman işliyorum. Bu piyano konçertosu da o temanın bir devamı. Sevgi kavramı ne kadar ayak altında ezilmişse bile, her zaman, her an bundan bahsediyorum. Dünyada şu anda milyonlarca insan sevgilisine, kocasına, çocuğuna "Seni seviyorum" diyor. Demek ki bu tema ezilmedi ve bizim de bunu hatırlatmamız lazım.
- Bu hal size mistik topraklar Türkiye'den bulaşmış olabilir mi? Rusya'dayken de böyle miydiniz?
Rusya tam Batı'yla Doğu'nun ortasında ve ben bu yüzden orada büyümekten çok mutluyum. Türkiye biraz bunun devamı oldu. Rus insanlar da aslında kendilerini Doğulu olarak biliyorlar. Cengiz Han bile yeter sanırım. Burada sadece eskiden olanlara tasavvuf eklendi. Özbekistan'da büyüdüğüm için bu felsefeyi biliyordum ama burada bazı insanlarla karşılaştım ve onlar bu felsefenin hâlâ ayakta olduğunu, yaşadığını gösterdiler bana. Mesela Erkan Oğur.
- Erkan Oğur gibileri biraz şehir dervişleri galiba.
Bilmiyorum ama çok önemli bir misyonu var diye düşünüyorum. Keşke onun gibi olabilseydim. Toplumda örnek olarak gösterilecek bir insan bence.
- Ne kadar zamanda yazdınız bu konçertoyu?
Aslında çok kısa zamanda yazdım. Hazırlık dönemi her zamanki gibi çok uzun sürüyor ama notalara dökme aşamasında bu kez şampiyonum diyebilirim. Çünkü festivalin açılışına yetiştirmek gerekiyordu. Bu da aslında bir sanatçı için zor bir durum. Sanatçının serbest olması gerekiyor. Ama zaman lastik gibi, çekerseniz uzayabilen bir şey. Ben de resmen bunu yaptım.
- Konserde kendi bestelerinizden başka bir diğer ilk de Rahmaninov'un hocası Arensky'den çalacaklarınız.
Çok ilginç, burada CD'sini bile bulmak zor. Oysa Arensky çok önemli bestecilerin hocası. Konserde çalacağım konçertonun bir özelliği de üçüncü bölümünde aksak ritim olması. Bu da dünyada tek sanıyorum. Aksak ritim Doğu'ya ait bir şey.