röportaj
Orkestrayı piyanoya sığdırmak...

Temmuz 2008
Barış KOCAOĞLU'nun röportajı

Rusya'nın SSCB olarak anıldığı günlerde Kazakistan'da doğmuş. Müzik dehası ise ailesinden geliyor. Daha küçük bir çocukken devletin himayesinde 'zeki çocuklar'a tanınan statüden yararlanmış ve özel okullarda eğitim görmüş. Zaman, yollarının bir Türk'le kesişmesini sağlamış. Yıllar önce geldiği Türkiye'de ilk çalışmasını 'Su' adıyla yapmış. Geçtiğimiz günlerde ise yeni çalışmasını müzikseverlerin beğenisine sundu. Vivaldi'nin coşku dolu 'Dört Mevsim' konçertosunu bir piyanonun tuşlarına sığdırmayı başardı. Turkcell sponsorluğunda gerçekleştirdiği bu çalışma, tüm dünyada büyük heyecan uyandırdı. İşte biz de bu müzik dehası; Anjelika Akbar'la söyleştik bu hafta. Rusya'dan Hindistan'a, oradan ülkemize uzanan yolculuğunu, müzik çalışmalarını ve sanat dünyasıyla ilgili ilginç saptamalarını okuyacağınız Akbar'ı bir kez daha yakından tanıma fırsatı bulacağız. İyi pazarlar.

AŞK kimine besteler yaptırır kimini dünyadan uzaklaştırır

'Çok kötü aşık olursam müziği de bir kenara bırakıp romantikleşirim... Onun için müzisyenler duygularını dengede tutmalı...'

Siz kapalı bir rejimde yetiştiniz. Nasıldı orada hayatınız?

Ben Kazakistan'da doğdum ve yaşadım. Orası da tıpkı İstanbul gibi son derece kozmopolit bir kentti. Atalarımda zaten Kırım Türklüğü, Ukraynalılık ve Yahudilik hepsi var. Sonra Özbekistan Taşkent'te yaşamaya başladık. Hayatımız çok güzeldi. Çünkü Rusya bilim, müzik ve sanatla uğraşanlara çok büyük ilgi gösterirdi. Ailem de müzikle ilgilendiği için diğer vatandaşlara göre ayrıcalıklı bir konumdaydık. Ben ailem nedeniyle böylesi bir hayatı yaşamaktan dolayı çok şanslı görüyordum kendimi. Ayrıca küçücük bir yaşta olmama rağmen yazdığım bir eserden dolayı da çok büyük paralar kazanıyordum.

Buraya geldiğinizde sizi en çok ne şaşırttı?

Orada öğrenim görürken bile yaptığınız bir beste çok büyük paralarla ödüllendiriliyordu. Oysa burada değil beste yapmak sadece çaldığım enstrüman için para veriliyordu. Gerçi Türkiye'de de her şeyin düzeleceğine inanıyorum. Çünkü Rusya'da müzik adına böyle bir sistemin oturtulmasının uzun yıllar aldığını biliyorum.

Türkiye'ye geliş hikayeniz nasıl?

Ben Rusya'da UNESCO'nun üyesiydim. Bir film projesi vardı. Benim daha sonra evleneceğim adam, ressam ve senaryo yazarıydı. Onun bir projesi vardı. Ben UNESCO'yu destekliyordum, o ise senaryosunu yazmıştı. İlk olarak Hİndistan'a gidip, uzun uzun çekimler yaptık. Sonra ikinci durağımız Türkiye'ydi. Geliş o geliş...

Neden kaldınız burada?

Aslında yola çıkarken dolaşacağımız onlarca ülke vardı. Ama sonradan eşim olacak kişiden hamile kaldım. Türkiye'ye geldiğimde 8.5 aylık hamileydim. Ama doğum yaptıktan sonra evlilik, bebeğin bakımı filan derken film de aksadı.

Sonra hiç düşünmediniz mi buradan ayrılmayı?

Çok güzel insanlarla tanıştım. Bir de düşüncelerimden tamamen farklı bir ülkeyle karşılaştım. Çünkü siz nasıl Rusya'yı farklı tanıyorsanız biz de Türkiye'yi farklı biliyorduk. Ben fesli adamlarla karşılaşacağımı zannediyordum. Sonra bir baktım son derece modern bir ülke. Hatta en çok konservatuvarların filan olmasına şaşırmıştım. İkincisi de Hindistan'dan sonra cennet gibi geldi bana burası.

Genelde müzisyenler beste yaparken aşık olur, siz de oldunuz mu?

Vallahi bir sürü aşk bestelerim var. Özellikle 'Su' isimli çalışmamda. Çok kötü aşık olursam müziği de bir kenara bırakıp romantikleşirim. Onun için dengede tutmak lazım. Aşk bazılarına besteler yaptırır, kimisini ise tam tersine dünyadan uzaklaştırır.

Nasıl ortayı buluyorsunuz?

Ortayı bulmak çok zor. Özellikle aşk ıstırabı varsa durum çok kötü. Çünkü ortaya çok dramatik eserler çıkabiliyor.

Şimdi yeni ve farklı bir çalışmaya imza attınız. Nereden geldi aklınıza Vivaldi'yi yeniden yorumlamak?

Vivaldi'nin eserleri keman konçertosudur. Yüzyıllardır da insanlar böyle dinlemeye alışmış durumda. Ben çok seviyordum 'Dört Mevsim'i. Ama onu yalnız başıma yorumlamak, ellerimde müziği tutmak istiyordum. Ama koca bir orkestrayı iki ele sığdırmak çok zordu. Eserin değerinden bir şey kaybettirmeden onu adapte etmek çok zordu. 'Mutlak kulağım' sayesinde bunu yaptım.

'Mutlak kulak' nedir?

Bu tüm dünya müzisyenleri arasında yüzde 3'lük bir kesimin sahip olduğu bir yetidir. Normal müzisyenler müziğin ilk başında hangi notaya basıldığını anlayabilirler ama bir süre sonra notaları ayıramazlar. 'Mutlak kulağın' sahibi olanlar ise müziği dinlerken gözlerinin önünde 'sol, fa, do' gibi notalar uçuşur, onları görebilir, ayırt edebilirler. Bu albüm Sony Classical'dan çıktı. Ayrıca Türkiye'den ilk defa bir sanatçı Sony Classical'ın kataloğuna girdi.

Klasikçiler popçulardan daha seviyeli

Bizim klasik müzik sanatçıları olarak ilişkilerimiz mükemmel. Kıskançlıklar da olabilir ama o daha çok pop müzikle uğraşanlar arasında. Klasikçilerin ilişkileri daha düzeyli.... Türkiye'de iyi müzik yapanları dinliyorum. Özellikle etnik müzik olan türküleri. Ve en çok İbrahim Tatlıses'i beğeniyorum. Ses niteliği olarak her zaman söylüyorum, dünyaya açılmış olsaydı eminim şu an muazzam bir konumda olurdu. Dünyanın otantik müziğe yöneldiği şu günlerde Tatlıses'in değeri daha da artardı.

Mevlana, Konyalı değil Özbekistan doğumlu

Türk ulusu birçok önemli felsefeci ve bilim adamı yetiştirmiştir. Ama bir kere şunu düzeltmek isterim ki, Mevlana Özbekistan'dan çıkmıştır. Tabii ki dünya, Türkiye'nin filozofu olarak tanıyor Mevlana'yı. Ve Türkiye'de yaşayan ve doğan insanlar muhakkak o felsefeyi bilmeli. Bazen insanlar başka felsefelere yöneliyorlar ama onlara tavsiyem ilk başta kendi topraklarında doğup, büyüyen bir insan olan Mevlana'yı okumaları ve tartışmalarıdır. Ondan çıkartılacak çok önemli dersler var.

Yekta Güngör Özden klasik müzik tutkunu

Uzun bir süre Ankara Üniversitesi Konservatuarı'nda hocalık yaptım. O sırada birçok politikacı ve bürokratla tanıştım. Tarihini hatırlamıyorum, Tarım Bakanlığı'nın bir konseri vardı. Bütün Meclis gelmişti. Mesut Yılmaz dahil herkese Onuncu Yıl Marşı'nı söylettim, hem de kaç kez. Ankara'da Süleyman Bey'le de tanışmıştım, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'le de. Özden ise tam bir klasik müzik tutkunuydu. Her konseri kaçırmadan izlerdi.